17 Ocak 2017
  • BIST 82.130
  • Altın 147,965
  • Dolar 3,7924
  • Euro 4,0583
  • Isparta 7 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 9 °C

Erkan Mumcu suskunluğunu bozdu

Erkan Mumcu suskunluğunu bozdu
2007'da AK Parti'yi Anayasa değişikliğine zorlayarak Cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlayan Erkan Mumcu, açıklamalarda bulundu.

10 Ağustos'ta ilk kez halkın oyuyla gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçiminin perde arkasında 3 dönem Isparta Milletvekilliği yapan dönemin Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu bulunuyor. Türkiye'nin 2007'de yaşadığı 367 krizinde AK Parti'ye cumhurbaşkanının halkın seçmesi konusundaki Anayasa değişikliğini şart koşan ve bu konuda jet hızıyla düzenleme yapılmasını sağlayan Mumcu, uzun aradan sonra sessizliğini bozdu. Basın Kulübü programına canlı telefon bağlantısı yapan eski Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu, önemli mesajlar verdi.

AK Parti'nin cumhurbaşkanlığını seçimini halka yaptırma eylemini isteyerek yapmadığını ileri süren Mumcu, " Aslında bugün övündükleri Cumhurbaşkanını seçimlerini de isteyerek yapmadılar. Eğer benim zorlamam ve duruşum olmasaydı bunu yapacak değillerdi. Çünkü zamanında yapmadılar, reddettiler" iddiasında bulundu. Türk demokrasisine kazandırdığı sistemi mutlaka bir gün tarihin yazacağını belirten Mumcu, şöyle konuştu:

GERÇEKLER ÜZERİNDEN KONUŞMAK MÜMKÜN OLMADI

Aktif siyasette olmadığım için polemik konusu olabilecek şeylerden kaçınmayı tercih ettim. Çünkü polemik olacak bir şeyim yok. Gördüğün kadarıyla gerçekler üzerinden konuşmak çok mümkün olamadı. Geçtiğimiz dönem içerisinde. Siyaset kamplaşma yöntemiyle yapıldı. O dönem içerisinde herkes kendi sloganlarını karşı tarafa bağırdı. Soğukkanlılıkla aslında ne oldu ve ne oluyoru konuşmak istemedi. O gürültünün içinde benim söyleyeceğim sözler belki de çok karşılık bulmazdı.

O GÜN NELER OLDU?

Ben daha AK Parti içinde yer alma konusunda hem Sayın Gül hem de Erdoğan’la konuşurken, bu konuyu müzakere ettim. Bu konudaki benim önerimin seçimi halka yaptırmak olduğunu söyledim. O zaman benimsemişlerdi bu görüşü. Daha sonra yollarımız ayrıldı.  Ben Anavatan Partisi'ne geçtiğimde 20’yi aşan milletvekili sayımızla iktidarla birlikte olduğumuzda anayasa değişikliğini mümkün hale getirebiliyorduk.

2005 yılında bazı konuların öncelenmesi gerektiğinde, bunların en başında da kılık ve kıuafet sorunlarına özgürlük getiren bir anayasa hükmüyle Cumhurbaşkanlığı seçimini halkın yapması olduğunu söylemiştim. Bir mektupla hem kamuoyuna hem de Başbakana bunu ilettim. Ama o dönemde çok nazik karşılanmadık. 367 tartışmaları, Türkiye’yi o dönemde 367 bunalımına doğru çekiyordu. O dönemde de çok ısrarla Türkiye’yi bu krizin içine sokmamak gerektiğini, doğrudan doğruya anayasa değişikliği yaparak seçimi halka yaptırmak gerektiğini defalarca söyledim. Hem Sayın Gül bizi aday sıfatıyla ziyaret ettiğinde hem de Genel Başkan ve Başbakan sıfatıyla Sayın Erdoğan bizi ziyaret ettiğinde halen bu değişikliğin çok mümkün olduğunu, Türkiye’yi demokratik bunalıma sürüklemeden anayasa değişikliği yaparak seçimi halka yaptırmanın tüm engelleri ortadan kaldıracağını ısrarla söyledim.  Her ikisi de artık bunun için geç olunduğunu söylediler. Yapamayacaklarını söylediler. Benden 367 konusunda destek talep ettiler. Ben  o destek talebinin gereksiz olduğunu  çünkü 367 tezine inanmıyordum. Bunun gereksiz bir tez olduğunu düşünüyordum. O gün anayasa mahkemesinin böyle bir  tezi neden kabul ettiği, bugün sorgulanmış değildir. Anayasa mahkemesi şayet 367 tezini kabul ederse o zaman bizim tavır koymamız anlamlı olacaktı. Bunu kendilerine söyledim. Fakat Anayasa Mahkemesi’nin 367 konusundaki tutumu, hükümeti bizim tezimize yaklaştırdı.

HALK HER ZAMAN DOĞRU KARAR VERİR

Bir taraftan bize 367 limitinin aşılması konusunda çağrıda bulunuyorlardı ama  biz onlara ısrarla 'gelin Anayasayı değiştirelim, seçimi halka yaptıralım, bir seferlik çağrı değil, Türkiye’yi sürekli vesayet bunalımlarına ve rejim bunalımlarına sokan bu rejim durumunu değiştirelim.  Anayasada bir değişiklik yapalım ve Türk demokrasisini sağlam ayaklar üzerine oturtalım' diye ısrar ettik. Neticede ısrarımız sonuç verdi. Sayın Erdoğan bu görüşü kabul ettiğini kamuoyuna açılayanınca birlikte anayasa değişikliğini gerçekleştirmiş olduk. O dönemde de bu seçim yapılabilirdi. Anayasa değişikliğinin referandumu tamamlanıp seçim halka o gün de yaptırılabilirdi. Ama o gün hükümet bu yolu tercih etti. Neticesinde o anayasa değişikliğinin sonucunu Pazar günü almış olduk. Memlekete hayırlı olmasını diliyorum.

Benim açımdan seçimi halkın yapmasıdır. Halk doğru karar verecektir. Halk yanlış yaptıysa bile bunu öğrenme ve düzeltme şansı her zaman olacaktır. Bizim anayasamız da artık bu şansı veriyor.

Siyasi hayatım boyunca Türk demokrasisine önemli katkılarda bulunduğuma inanıyorum. Bakan olarak çeşitli alanlardaki hizmetlerimi yok saysanız bile Türkiye’nin demokratikleşmesi, halkın kendi iktidarına sahip olabilmesi, vesayet rejimlerinin elindeki araçların alınması ve gerçek Cumhuriyet, gerçek demokrasi olunması konusunda yapılması gereken çok şey de, çok önemli katkılar verdiğimi biliyorum.

ERDOĞANIN SİYASETTE ÖNÜNÜ AÇAN DÜZENLEMEYİ DE YAPTIRDIK

Kamuoyunun hatırlamadığı konulardan birisi de158, 159 ve 367’inci madde değişikleri konusudur. O zaman da içinde bulunduğum hükümetin tasarısına karşı çıkarak siyasi yasakları getiren düzenlemelerin yasalaşmasına mani olmuştur. Sayın Erdoğan da o 367 tasarısı sayesinde siyasete girebilmiştir. Bu olmasaydı olmazdı diye bir şey söylemek istemiyorum ama siyasete getirilen yasaklara,vesayetlere her zaman ben çok açıklıkla ve yansız olarak daha doğrusu halkın ve demokrasinin yanında olarak tavır takındık. Cumhurbaşkanlığı seçimi ve anayasa konusundaki tavrım da bunun çok açık kanıtıdır. Çok ağır bir bedel ödemeyi göze alarak, ödeyeceğim bedelin de bilincinde olarak bu kararı verdim. Bunu tarih yazacaktır artık. Bugün bundan istifade eden çevreler, özellikle hükümet çevreleri, hükümet yandaşı medya, cemaat medyası apaçık iftira kampanyası yürüttüler o dönemde.  Aslında kendi tutarsızlıklarını örtmek adına yaptılar bunu ama gerçeği bilerek yaptıkları için o neden yaptıkları bir iftira kampanyasıydı. Cumhurbaşkanını halk seçsin konusunda değil de tamamen ahlak dışı bir iftira kampanyası yürüttüler. Biz ödeyeceğimiz bedeli ödedik. Ondan dolayı da hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Alnım ak ve başım dik duyguyla yaşıyorum. Siyasette bıraktığım izin onurlu bir iz olduğunu düşünüyorum.

PADİŞAHTAN FAZLA YETKİLERİ VAR BAŞKANLIK SİSTEMİNE GEREK YOK

Türkiye’de gerçek anlamda başkanlık sistemine geçilmesinin zorunlu olduğuna inanıyorum. Türkiye’de kalıcı, sürdürebilir bir demokratik istikrar için gerçek anlamıyla bir başkanlık rejimine geçilmesi kaçınılmazdır. Ama başkanlık rejimi derken kastadilen şey mesele Amerika’daki başkanlık sisteminde olduğu gibi etkin kuvvetler ayrılığına dayalı bir başkanlık sistemidir. Bence senato da olmalıdır. Bunun üzerinde yasama ve yargı üzerinde yürütmenin hiçbir baskı imkanının olmadığı ama kuvvetlerin etkili ve dengeli bir mekanizma içerisinde belli bir mesafeye çekildikleri düzeni kurmak Türkiye’nin geleceği için son derece zaruri ve gereklidir. Hayırlı olur.

Bugünkü hükümet tarafından bunun arzu edileceğini düşünmüyorum. Mevcut haliyle anayasamız aslında bir başkana verdiği yetkilerden özellikle başbakan ve cumhurbaşkanı aynı taraftaysa çok daha fazlasını veriyor. Padişahtan fazla yetkiler bile veriyor. Mesele yargı hükümlerini tanımamak gibi bir yetki veriyor. Bağımsız kurullar üzerinden tartışmasız bir yetki veriyor. Parlamento ile yasayı neredeyse elinde oyuncak haline getirmek, keyfine göre yasa çıkarma imkanı veriyor.

Bu imkanı böyle kullanmaya alışmış bir siyaset üslubunun gerçek anlamda b ir demokratik dönüşüme çok mehil olacağına zannetmiyorum. Başkanlık rejimini de bu açıdan isteyeceklerini düşünmüyorum. Miş gibi görünseler de isteyeceklerini düşünmüyorum. Aslında bugün övündükleri Cumhurbaşkanını seçimlerini de isteyerek yapmadılar. Eğer benim zorlamam ve duruşum olmasaydı bunu yapacak değillerdi. Çünkü yapmadılar, reddettiler. Ta ki olaylar bunu yapmaya edinceye kadar. Yoksa ben yapacaklarını düşünmüyorum.

Söyleyecek sözüm var ama dinleyecek kulak yok. Herke kulağını başka yere kabartmış, başka şey dinlemek istiyor. Gelecek kuşaklar için sözümü söylemek istiyorum. Onun aracı da kitap."

Kaynak: Haber Kaynağı
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
vay vay vah :)
13 Ağustos 2014 Çarşamba 10:37
10:37
Biz göreceğimizi gördük sayın mumcu, kendine pozisyon mu alıyon? geçmişte yaptıklarını unatmayız.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 kent 32 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Faks : 0507 740 32 28 | Haber Scripti: CM Bilişim