24 Mart 2017
  • BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Isparta 1 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 11 °C

Hayat Savaşım

Gökhan ÖZDEK

Çocuklukta her çocuktan beklenen şey, bir köşede büyük gibi oturmasıdır. Dur, otur veya yapma diye uyarılırdım. Bazı çocuklar için geçerlidir bu sözler, benim gibi hiperaktif olan bir çocuğa bu laflar hiçbir şeyi ima etmezdi. Kafaya neyi koyduysam yapmadan duramazdım.
Yılların birikimleri şuan yazıya dökülüyor. Çocukluk yıllarımda emanet eşek gibi sopa yerdim. Anasınıfı öğretmenimden sonra birinci sınıf öğretmenim Leyla Işık, beni ilk olarak Ankara’ya doktora gitmem konusunda babama önerdi, bu çocukla mücadele edemeyeceğim, dedi. IQ testi istedi. Babam testten sonra yanıma geldi. Doktorla özel görüşmek istedi, ama doktor yanımda babama, ‘maşallah çok zeki’ dedi. Bu çocuk hiperaktif, ama çocuktan ne bekliyorsunuz… Babam öğretmenimle tartıştı. Haklı veya haksız olaraktan… Ama bu bir hastalıktı sonuç olaraktan, bu hastalık yüzünden 3 yıl kadar bir süre kaybım oldu.
Bu hayatı iyisiyle kötüsüyle yaşamaya çalıştım. Hayatımı her zaman içimde yaşadım. Beynim ileriye dönük hedeflerimi dilime vursa önce dilimi keser, sonra da beynimi vücudumun üstünden ayırırım. Bir şeye karar verirken hemen karar vermeyi tercih etmem, düşüncelerimi savaştırıp ve barıştırdıktan sonra karar veririm. Belki de bu yaşadıklarımı benden sonra gelen kuşağın yaşamamasını istemememdendir. Ah keşke doktorlar ve devletim bu hastalık için her ilde bir okul yaptırsaydı. Öğretmen adaylarına da hiperaktif çocukların eğitimine göre eğitim verilse, ne güzel olurdu. Eğer ki bu hastalıkla mücadeleye başlanmazsa, devletimiz gerçekten çocuklarımızı serseri gibi yetiştirmek zorunda kalacak. Hadi benim babam eski bir öğretmendi, herkeste bu şans olmayabilir. Babam ‘okumazsan eve gelme’ derdi, beni okutmak için elinden gelen mücadeleyi yaptı. Kimi zaman sürgünlerim bile oldu, ama o beni okuttu. Babam üç cevaplı şık sunardı, lakin üçünün cevabını da geri kendisi verirdi. Ya bu deveyi güdeceksin ya bu elden gideceksin. Ya bu deveyi güdeceksin ya bu elden gideceksin. Ya bu deveyi güdeceksin ya bu elden gideceksin, derdi. ‘Baba, üçünün de cevabı aynı’ deyince, o zaman sana da tek şans kalıyor: ‘Okuyacaksın, okuyacaksın ve okuyacaksın’ diye ayağını direrdi. Bir kere okuma dese hiç okumazdım. Çocukken kitaplar hakkında hep şöyle düşünürdüm: Bunlar ne ekmek veriyor ne de su veriyor. Kitaplar ve kâğıtların can yoldaşım olacağı hiçbir zaman aklımın ucundan geçmezdi.

Bu yazı toplam 892 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 kent 32 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Faks : 0507 740 32 28 | Haber Scripti: CM Bilişim