20 Temmuz 2017
  • BIST 106.736
  • Altın 141,343
  • Dolar 3,5258
  • Euro 4,1060
  • Isparta 32 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 32 °C

Muhalefet gazeteden okumuş gibi davranıyor

Muhalefet gazeteden okumuş gibi davranıyor
SDÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu’nun davetlisi olarak Isparta’ya gelen Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Gezi olaylarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini değerlendirdi.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Süleyman Demirel Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu'nun davetlisi olarak cumartesi günü Isparta'ya geldi. İlk olarak Belediye Başkanı Yusuf Ziya Günaydın'ı ziyaret eden Feyzioğlu, daha sonra Isparta Barosu Avukat Evi'nde basın toplantısı düzenledi. Prof. Feyzioğlu, Gezi olaylarının 1. yıldönümünü ve Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini değerlendirdi.

3 MİLYON KİŞİNİN CEBİNDE TAŞ OLSA TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ KALMAZDI

Gezi olaylarının birinci yıl dönümüne ilişkin soruları yanıtlayan Feyzioğlu, "Geçen sene Haziran ayında Gezi süreci diye adlandırılan bir süreci yaşadık.  Gezi sürecinde yurttaşlar hiç bir zorlama olmaksızın, yasa dışı bir yapılanma çerçevesinde hareket etmeksizin içten bir şekilde toplumsal muhalefetlerini göstermek adına sokağa çıktılar. Toplumsal muhalefet yanlış bir olgu değildir. Toplum, siyasi iktidarın yaşam tarzına müdahalesine baskıcı yaklaşımlarına tepki verdi. Ancak Gezi'ye sadece siyasi iktidara karşı hareket olarak bakamayız. Gezi aynı zamanda toplumdaki bir hoşnutsuzluğun da ifadesidir. Bu hoşnutsuzluk siyasi muhalefetin etkisizliğinden kaynaklanan, toplumu kucaklamadaki yetersizliğinden, çözüm önerememe zafiyetinden, alternatif oluşturamamasındaki sıkıntısından kaynaklanan bir tepkidir. Toplumsal muhalefetin, siyasi muhalefet içinde onu yönlendirecek şekilde olması sağlıklıdır. Ama siyasi partilerin kapıları sivil topluma kapalı olduğu için her görüşten kişiler tepkilerini çaresiz sokağa çıkarak gösterdiler. Barışçıydı. Silahtan şiddetten uzaktı. 3 milyon kişi sokağa çıktı. Bunların hepsinin cebinde bir çakıl taşı olsaydı. Türkiye'de taş üstünde taş kalmazdı. Geziyi şiddet eylemi bütünü olarak tanımlayanlar bu gerçeği bir hatırlasın. 3 milyon kişinin şiddete başvurması Türkiye'nin felaketi olurdu. Türk insanının  ne kadar sağ duyulu olduğu ispatlanmıştır" dedi. 

POLİS CAMİASINA HAKSZILIK YAPILIYOR

Polis camiasına da büyük haksızlık yapıldığını ileri süren Prof. Feyzioğlu, "Bu ülkenin sivil yurttaşlarıyla polis yurttaşları karşı karşıya geliyor. Polisle sivil yurttaş arasına nefret duvarları çekiliyor. İnsanların arasına nefret duvarı örmeye kimsenin hakkı yok. Benim çok konuşmamda Polis Özlük Hakları Kanunu'nun bir an önce çıkarılması ve polislerimizin kendilere verilen  gayrimeşru emirlere karşı hayır diyecek güvenceye kavuşturulmaları var. Bir polisi 80 saat çalıştırıp,  aç susuz bırakıp yatacak yer vermeyip ondan sonra hadi toplumsal olayı bastır dediğinizde 20 yaşındaki bu gençler hukuk tanımıyorlar. O zaman polisin insan olduğunu bizim yurttaşımız olduğunu kimse unutmasın. Bunu söylediğimde bir kesimde tepki gelecek. Herkes söylediklerimizin içinden bir kısmını seçiyor ve ona tepki gösteriyor. Birbirimizi dinlemeye halen alışmadık. Olabildiğince tarafsız olabildiğince herkesi kucaklayan bir yaklaşımdır. Belindeki silahıyla kendisine verilen gücü kötüye kullanarak insanlara zarar verenlerin tespit edilerek cezalandırılması gerekir. Keyfi davranan polise gereği yapılmalı. Ama bir camiayı düşman ilan etmeye en önce biz karşıyız" görüşünü iletti. 

KENAN EVREN YETKİSİNİ KULLANMAK İSTİYOR

 Öte yandan Cumhurbaşkanlığı  adaylığında adının geçtiği sorulan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu bu konuda da şu cevabı verdi: "Muhalefet partilerinin nasıl bir Cumhurbaşkanı  istedikleri konusundaki turları bitirmelerini istiyorum. Sokaktan bir kaç kişi çağırıp nasıl bir cumhurbaşkanı istersiniz diye sorsalar aslında sonuca varacaklar. Ama turlar yapıyorlar. Ben bu turların anlamını çözemedim. Cumhurbaşkanı'nın  Anayasa'da ne yapacağı yetkileri yazıyor. Bir yandan parlamenter hükümet sistemindeyiz. Cumhurbaşkanının yetkilerinin olabildiğince sembolik tutulması gerekiyor.  Ama Kenan Evren Yasası 12 Eylül Anayasası  Cumhurbaşkanına  parlamenter sistemde  pek de kabul edilmeyecek yetkileri vermiş. 

İLK KEZ HALK SEÇECEK

Cumhurbaşkanı siyaseten sorumsuz.  İlk kez parlamenter sistemi bulunan bir ülkede halk oylamasıyla Cumhurbaşkanı seçilecek. Hayırlara vesile olsun. 27 milyon oyla Cumhurbaşkanı seçiliyor. 17-18 milyon oyla iktidara geliyorsunuz Başbakan çıkarıyorsunuz.  Ben senden 10 milyon faza oy aldım diyen sorumsuz bir Cumhurbaşkanı,  ama senden daha az oy aldım yetki bende diyen bir Başbakan. Cumhurbaşkanı ben 28 milyon  oy aldım diye çıktığında Anayasanın sembolik yetkilerini dibine kadar kullanırım dediğinde sistem kilitlenecek. Gensoru verip düşüremez, görev süresini değiştiremezsiniz. Her hafta Bakanlar Kurulu'nun başına ben geliyorum dese Kenan Evren için yazılmış hükmü var. Birileri Anayasayı  demokratikleştirmekten  söz ederken şimdi yetkileri sonuna kadar kullanacağı şeklinde bir ifade duydum. Kullanırım diyen varsa Kenan Evren'e layık görülmüş ama parlamenter sitemde kullanılmaması gerekir.

ADAYLIK İÇİN TEKLİF ALMADIM

Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla benimle ilgili  hiç bir konu yok. Birileri gündeme getiriyor. Biz tüm Türkiye'yi kucakladık. Cumhurbaşkanının yapması gereken işlev de  zaten Türkiye'yi kucaklamak, mezheplere, etnik kökenlere göre ayrımlar yapmamak, devlet organlarının uyumlu şekilde çalışması sağlamak. Yurttaşlarımız teveccüh gösteriyor, fakat ne benim böyle bir düşüncem ne planım var ne de böyle bir teklif var. Böyle bir teklif olsa da görevim gereği Barolara sunarım. Buna hayır evet dememe buraya sorma zorunluluğum var. Dava arkadaşlarımla toplanır meslektaşlarıma danışır, ne karar verirsek birlikte yürürüz. Tek başına davranan kişiler değiliz. Muhalefet partilerinin de  Cumhurbaşkanının  Ağustos ayında seçileceğini gazeteden yeni okumuş gibi davranmalarını anlamlandıramıyorum. Yıllardır bunu biz biliyorduk.  Keşke muhalefet partileri nasıl bir Cumhurbaşkanı arıyoruz  sorusunu iki yıl önce sorup isimleri hazır olsaydı. İki ay kala henüz adayların belirlenememiş olmasını oy verecek olan seçmenin nereye oy vereceğini değerlendire-bilmesini sağlamak açısından haksızlık  olarak görüyorum. Seçmenin iradesine saygısızlık olarak görüyorum. Seçmene düşünme imkan tanınmıyor."    

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 kent 32 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Faks : 0507 740 32 28 | Haber Scripti: CM Bilişim