21 Eylül 2017
  • BIST 105.324
  • Altın 146,596
  • Dolar 3,4727
  • Euro 4,1687
  • Isparta 16 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 21 °C

O BENİM ANNEMDİ

O BENİM ANNEMDİ
Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) Genel Sekreteri Tuncay Engin’in acı günü…

«12 yaşına geldim. İzmir’de teyzem var. O geldi, illa naklini İzmir’e yaptıralım. Oradaki Devlet Parasız Yatılı Okul’a git. ‘Hafta sonları ‘evci’ çıkarsın, elbiselerini yıkarım. Cumartesi ve Pazar farklı bir ortam görürsün…’ (‘- İyi dedik’), düştük yollara. 12 yaşındayım. Tek başına Ankara’ya gittim. Millî Eğitim Bakanlığı’na Kapıda gençler var. Bunlar militan. Şu ya da öteki görüş militanları. Kapıdan kimseyi içeri sokmuyorlar. Devlet’e bakın. 12 Eylül öncesi… Millî Eğitim Bakanlığı’nın çivisi çıkmış.

Biri var, önüme geçti. ‘Dur bakalım’ dedi, ‘hangi görüştensin?’ Yapacak bir hamle yok, çare yok. Dua ettim, (‘- Allah’ım yardım et’) diye.»

Türkiye Cumhuriyeti’ne Kaymakam Strateji Daire Başkanı

Ve son olarak da Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) Genel Sekreteri olarak Isparta- Antalya ve Burdur’a hizmet eden Tuncay Engin, Teyzesi Gülşen Hanım’ı kaybetti. 76 yaşında iken Hak’a yürüyen Gülşen Hanım, İzmir’de ebedi istirahgahına uğurlandı.Gülşen Hanım, 1 çocuk ve 2 torun sahibi idi.Tuncay Engin, teyzesi için hep; ‘O benim annem’ ifadesini kullanırdı. »

KAVGAM 

 

‘Yüzyılın Projesi’ olan Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı’nı yöneten; Isparta, Antalya ve Burdur’da 2 Milyon 100 Bin 140 kişinin ‘hayatına ve geleceğine değen’, ‘Orkestra Şefi’ Tuncay Engin’i hiç ama hiç böyle tanımadınız…

 

“ANNEM İÇİN ÖLÜRÜM

            11 aylıkken, 30 yaşındaki Köy Öğretmeni Babası Kemal Bey’i kaybeden; 23 yaşındaki annesi Şefika Hanım ve ablası Saniye ile yapa yalnız kalan Engin’in öyle bir yaşam kavgası var ki; okuyunca gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. Güçlü, savaşan ve fedakâr bir Anadolu Kadını’nın eseri olduğunu söyleyen Engin, “beni adaletten, vicdandan, sevgiden ve vatana hizmetten hiçbir güç alıkoyamaz” diyor.

 

SAVAŞARAK OKUDUM

            Engin, şöyle diyor: “11 yaşındayım. Devlet Parasız Yatılı Okulu kazandım. Benden kat be kat ağır tahta bir bavul ile 2 km’den fazla yürüyerek okula gittim. 12 Eylül öncesinin deyim yerindeyse savaş ortamında okudum. Taraf olmaya zorlandım. Yılmadım, yıkılmadım. Tüm basamakları, sınıf ve okul 1’incisi olarak bitirdim. Şimdiki aklım olsa Uluslararası İlişkiler okurdum, ama yine de çok mutluyum. Babama dair bir his yaşayamıyorum, ama çok, çok isterdim.”

 

ONU HİÇ BÖYLE GÖRMEDİNİZ

            Gelişmişlik farklarının ortadan kaldırılması, kalkınma ve dengeli büyüme için ‘Yüzyılın Projesi’ olan Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı’nın Genel Sekreteri; Isparta, Antalya ve Burdur’da 2 Milyon 100 Bin 140 kişinin ‘hayatına ve geleceğine değen’, devasa bütçeyi yöneten Tuncay Engin’in yaşam kavgası, inanılmaz zorluklarla dolu.

HAYAT DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ DEĞİL

            Hayata ‘dikensiz gül bahçesinde’ başlamayan Engin’in şu an en büyük dileği, ‘babasına dair bir his taşımak.’ Ancak bu mümkün olmuyor. Çünkü Engin, 11 aylıkken, bir Köy Öğretmeni olan babası Kemal Bey’i 30 yaşında kalp krizinden kaybetti. Gözleri dolarak konuşan Engin, “Tıp ilerliyor. Bugün olsaydı, babamı kaybetmezdim. Küçük bir operasyon ve kapakçık değişimi ile babam kurtulabilirdi. Babama dair bir his yaşayamıyorum. Ama çok, çok isterdim” diyor.

İŞTE O’NUN KAVGASI

            Tuncay Engin, hayatını YENİ ÜN Dergisi’ne anlattı.

            Bakanlar Kurulu kararı ile 25 Temmuz 2009 tarihinde Merkezi Yönetimi Isparta ilan edilerek kurulan Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreterliği’ne atanan ve 19 Şubat 2010’da göreve başlayan Tuncay Engin’i hiç böyle görmediniz, tanımadınız. İşte o hikâye.

KAVGAM

            “Gönen’e bağlı Güneykent Kasabası’nda dünyaya geldim. Ben 11 aylıkken, 6 yıllık bir Köy Öğretmeni olan Babam Kemal Bey, 30 yaşında iken kalp krizi sonucu yaşama veda etmiş. İçim acıyor, bugün Tıp ilerledi. Bugün olsa babamı kurtarırlardı. Küçük bir operasyon, küçük bir kapakçık takılması ile babam yaşardı.

            Annem 23 yaşında. Hayatta bir kızı ve bir oğlu ile yapayalnız kaldı. Hayatın çok acısını gördüm. Çok katı kamu mevzuatları ile bebek seviyesinde tanıştım. Devlet, anneme güvence vermedi. Nedeni: Babam kamu hizmetinde 10 yılı doldurmamış. Babam 6 yıllık bir Köy Öğretmeni idi. Mevzuata bakın.

            Hayata bakın, 23 yaşında bir kadın, 11 aylık bir bebek (ben) ve 1 kız çocuğu. Hayatta yapa yalnız.

            Ben annem için ölürüm. Annemin fedakârlığı için ölürüm. Öyle güçlü, öyle fedakâr, öyle gururlu, onurlu, savaşçı bir Anadolu Kadını ki; ben Onun eseriyim. Beni adaletten, vicdandan, sevgiden ve vatana hizmetten hiçbir güç alıkoyamaz.

            Annem, paha biçilemez değerde bir fedakâr kadındır. (‘- Çocuklarımı, kimseye muhtaç etmeden büyüteceğim, okutacağım’) dedi ve yaptı.

ÇOCUKLARINA ADANAN BİR HAYAT

            Hatırlarım, evimize komşularımız, (‘- nasıl söyleyeyim’), işte bir takım hediyeler getirirdi; sadaka türünden… Hiçbirini kabul etmezdi annem. (‘- Ben varım’) derdi.

            23 yaşında eşini kaybeden annem, hiç evlenmedi, yaşamını çocuklarına (ablam ve bana) adadı. Annemin o fedakârlığını asla ama asla unutamam.

            Normalde köylerde, kasabalarda bir kadın en fazla 7 saat halı dokur. Annem gece- gündüz dokurdu, 12 saat, 15 saat…

            (‘- Kimselere muhtaç etmem’) derdi.

Öyle de yaptı. Kimselere muhtaç etmedi.

KADERİME BAKIN 8 YAŞINDAYKEN

ÜLKEM İÇİN ÇALIŞACAĞIM DERDİM

            8 yaşındayım. Annem Almanya’ya işçi olarak yazılmıştı. Ve çıktı. Ben 8 yaşındayken… Annem gitti. Çok kısa bir zaman diliminden sonra bizi de yayına almak için gerekli işlemleri yaptırdı. Ben, ‘gitmem’ dedim. ‘Vatanıma hizmet edeceğim, yabancı ülkeye gitmem’ dedim. Düşünün kaderimi. Daha 8 yaşındayken bunları söylüyordum.

            Ablam gitti. Ben dedem ve büyük annemin yanında kaldım, 3 yıl. Ben çocuğum. Onlar yaşlı. Ben, deyim yerindeyse bakıma muhtaç, onlar deyim yerindeyse bakıma muhtaç.

            11 yaşındayım.

Yıl 1977.

O zaman kitle iletişim araçları bu kadar yaygın değil. Televizyon yok. Haberler yok. Gazeteler, 3 gün 4 gün sonra geliyor kasabaya.

Yani Anadolu’da, kasabalarda takvim 4 gün geriden geliyor. Zaman 96 saat geriden işliyor.

            Güneykent’te mahallenin muhtarı Devlet Parasız Yatılı Okulu Sınavı yapılacağını öğrenmiş. (‘- Hadi sınava’) dediler, girdim. 1’incilikle kazandım.

            Yalvaç Devlet Parasız Yatılı Okulu’nu kazandım.

            Bindim otobüse, Isparta’ya geldim. 11 yaşındayım. Tek başına yapıyorum bunları. Isparta’dan bindim Yalvaç otobüsüne. Yalvaç Garajı’nda indim. Okulu sordum. Şehrin öteki yakasındaymış.

SÜRÜYE SÜRÜYE 2 KM YÜRÜDÜM

            Cebimde 1 tek kuruşum yok. Elimde benden kat be kat ağır tahta bir bavul var. Düştüm yollara. O benden kat be kat ağır tahta bavulu sürüye sürüye 2 km yürüdüm, okulu buldum.

GECELERİ AĞLAYAN ÇOCUKLAR VARDI

             İlk fotoğrafımı görseniz, o kadar komik ve acı ki… Parasını nereden bulduğumu şimdi hatırlamıyorum, ama kayıt için fotoğraf çektirilecekti, Damga Pulu alınacaktı… (‘- Ne için lazımsa artık’) Öyle bir kravat bağlamışım ki… O zamanki Türkiye’nin, Anadolu’nun acısını gösteriyor…

            11 yaşındayım. Çocuğum. Hepimiz çocuğuz. Geceleri Yurt’ta çocuklar hep ağlardı. Herkes ağlardı. (‘- Annemi özledim, babamı istiyorum…’) Sabaha kadar hıçkırıktan, gözyaşlarından, inlemelerden, sayıklamalardan, o negatif, buhran verici, iç karartıcı atmosferden uyuyamazsınız. Orada yaşamak, o anı yaşamak çok zordur arkadaşlar. Zor bir hayattır. Dayanamazsın, tükenirsin.

            11 yaşında ben dayandım, direndim, savaştım, okudum, okudum, okudum…

            Bırakın büyükşehirler ile Anadolu arasındaki kültür ve gelişmiş farkını. Güneykent ile Gönen; Gönen ile Yalvaç arasında da çok net ve belirgin çizgiler ile ayrılmış kültür farkları vardı.

SAVAŞ ORTAMINDA OKUDUM

            11 yaşındayım. Çocuğum. 11 yaşındaki bir çocuğun görüşü, çizgisi, duruşu olur mu? Benim vardı.

            12 Eylül öncesi, deyim yerindeyse savaş ortamında okudum. Devlet Parasız Yatılı Okul’da bile siyasi görüş ayrımı vardı. Hep zorladılar bizden büyükler. Taraf olmaya zorladılar.

            O dönemin ortaokul düzeyinde eğitim-öğretim gören (sözde) bir genç vardı. Bir gün yolumu kesti, önüme geçti. Dedi ki ‘hangi görüştensin. Tarafın ne?’

            Ben de dik duruşla, cesur bir şekilde “ağabey bana bulaşma. Ben okuyacağım” dedim, sert bir ses tonu ve dik duruşla söyledim bunu.

            Belki benim hayatımın kırılma anı, kırılma noktası o andı. O andan sonra beni hiç kimse rahatsız etmedi, hep bana saygı duydular.

            İlk yılımda, orada Okul 1’incisi oldum.

BAKANLIK’IN ÇİVİSİ ÇIKMIŞ

            12 yaşına geldim. İzmir’de teyzem var. O geldi, illa naklini İzmir’e yaptıralım. Oradaki Devlet Parasız Yatılı Okul’a git. ‘Hafta sonları ‘evci’ çıkarsın, elbiselerini yıkarım. Cumartesi ve Pazar farklı bir ortam görürsün…’ (‘- İyi dedik’), düştük yollara.

            12 yaşındayım. Tek başına Ankara’ya gittim. Millî Eğitim Bakanlığı’na

            Kapıda gençler var. Bunlar militan. Şu ya da öteki görüş militanları. Kapıdan kimseyi içeri sokmuyorlar. Devlet’e bakın. 12 Eylül öncesi… Millî Eğitim Bakanlığı’nın çivisi çıkmış.

            Biri var, önüme geçti. ‘Dur bakalım’ dedi, ‘hangi görüştensin?’

            Yapacak bir hamle yok, çare yok. Dua ettim, (‘- Allah’ım yardım et’) diye.

            Gözümü kapattım, söyledim bir cümle... Şimdi açıklamayacağım, ‘şu görüştenim’ dedim.

Açtım gözlerimi, adamın tepkisini ölçmek için gözünün içine bakıyorum. ‘Aferin’ dedi. Derin bir oh çektim, Allah’a şükrettim. Şu Millî Eğitim Bakanlığı’nın haline bir bakın Allah aşkına. Tam anlamıyla çivisi çıkmış. Ya söylediğim görüş, taraf farklı olsaydı, belki hayatım bitecekti.

            Orada şunu gördüm: Müdür yok. Yönetici yok. Hayatın, geleceğin, o kapıda bekleyen kişilerin (militanların) iki dudağının arasında.

            Kapıda bekleyen genç ne istiyorsun, dedi. Ben de Devlet Parasız Yatılı Okul’da eğitim hayatımı sürdürdüğümü, İzmir’e, teyzemin oturduğu semtin yakınında bir yerde okumak istediğimi söyledim. (‘- Gel o zaman benimle’) dedi.

            Çat kapı bir odaya daldı. İçeride yöneticiler var. Dedi ki, (‘- Bu çocuğun istediğini yapacaksınız…’)

            Bakın Müdür yok, Daire Başkanı yok. Kararı, uygulamayı o kapıdaki militan alıyor.

            Karabağlar Cumhuriyet Lisesi’ne yazıldım.

İzmir ayrı bir kültür

            Arada derin bir uçurum daha oluştu. Güneykent, Gönen, Yalvaç ve İzmir

            Orada okuyorum. Okul 1’incisi oldum. Lise 2’de Okul 1’incisi oldum, Lise 3’te Okul 1’incisi oldum.

SİYASAL’A 1’İNCİLİKLE GİRDİM

            Üniversite Sınavı’na girdim. 626 puan aldım. Türkiye derecesi yaptım. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandım. Kamu Yönetimi Bölümü’nde okumaya başladım.

            İlk tercihimdi. O geldi. Şimdiki aklım olsaydı, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü yazardım. Maliye ve İşletme’yi yazardım. Ama olsun, şimdi de çok mutluyum.

            Sabancı Vakfı, üst düzey başarılı öğrencilere burs veriyordu. Ben Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne 1’incilikle girmeyi başarmıştım. Dolayısıyla burs hakkı elde ettim.

VEFA BORCUNU ÖDEDİM

            Sabancı Vakfı ile mezuniyetten sonra sosyal bir projede çalıştım. Birleşmiş Milletler (UN) İçişleri Bakanlığı ve Sabancı Vakfı’nın ortak yürüttüğü ‘Kadınlar ve Kız Çocuklarının İnsan Haklarının Geliştirilmesi Projesi’nde çalıştım.

Onlara vefa borcumu bu şekilde ödedim.

            8 yaşından bu yana ülkeme faydalı olmak istiyorum, diyordum. Mezuniyetten sonra, 23 yaşında Kaymakam oldum.

İNANILMAZ KADER

            Ben Gönenliyim. Güneykent Kasabası’nda çok güçlü, dirençli, kararlı, savaşçı, fedakâr bir Anadolu Kadını ve 6 yıllık bir Köy Öğretmeni’nin oğluyum. Kaymakam Kurası çekiliyor. Bilin bakalım, nereyi çektim:

Gönen’i….

Doğup büyüdüğüm toprakları. 8 yaşında ayrıldığım Gönen’e, 23 yaşında Kaymakam olarak dönmeyi çektim. Ama mevzuat doğduğun kentte Kaymakamlık yapmana engel… Dolayısıyla o kura iptal edildi, yeniden çektim.

 

 

İŞTE BENİM HAYATIM

 

TTNET’in ‘Mümkünlü’ olarak tanıtıp reklam çekimi yaptığı Taraklı İlçesi’nde Kaymakamlık hayatına başlayan Engin, “Türkiye’nin en büyük yangını orada çıktı. Halk tepki vermiyor. Aldım mikrofonu elime, ‘korkaklar’ diye bağırdım. İlçe yankılandı. 10 dakika sonra 5 bin kişi kazma- kürek yangına koştu” dedi.

 

VALİ’NİN KAPISINDA YATTIM

            Engin, Diyarbakır Çınar İlçesi’nde Kaymakamlık yaparken, kırsaldaki okul sorunu çözümü için “Vali’nin kapısında yatardım. Okul inşaatlarında çalıştım. 2 yılda 25’den fazla okul yaptık, öğretmen ataması sağladık. Vicdani yönden çok mutlu olduğum projelerdi” diyor.

 

RİSK ALDIM, HAREKETE GEÇİRDİM

            Bugün özel bir kuruluşun ‘Mümkünlü’ olarak tanıttığı Sakarya’nın Taraklı İlçesi’ni çektim. İlk Kaymakamlık görevim de burası oldu.

            Sakarya’nın Taraklı İlçesi, tarihi ve doğal güzellikleri kadar çok önemli bir misyonu da var. Taraklı, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulduğu ilk 5 İlçe’den biridir. Tarihi yapıları çok güzeldir. O kadar güzel bir coğrafyadır ki, cennetten bir parçadır.

            Kamu yönetiminde ‘sevginin alışılmamış bir duygu olduğunu’ orada gördüm. Doğal bir insanım. Mizahı severim. Gülmeyi, şakalaşmayı; çok ufacık detaylardan sevince boğulmayı, neşeyi…

            Mesaiden sonra ya da hafta sonları spor giyinir, şehirde dolaşırdım. Koruma yok, makam aracı yok, şoför yok... Tek başına.

            Bakkala girer, şakalaşırdım; sohbet etmeye çalışırdım. Herkesle selamlaşırdım. Bir gün bir bakkalda yaşlı bir amca sordu; ‘Sen kimsin? Dolaşıyorsun buralarda!’… ‘Bu şehrin Kaymakamıyım’ dedim, ‘Tövbe tövbe’ dedi, söylene söylene gitti. Kamu Yönetimi’nde doğallığın, sevginin, dostluğun alışılmamış bir duygu olduğunu o an anladım.

HERKES GİBİ İNSANIM

            Ama ben, doğallıktan, sevgiden, dostluktan, paylaşımdan, şakalaşmadan, saf ve katışıksız duygudan hiç sapmadım. Kaymakam ne? İnsanız özünde. Herkes gibi insanız, bitti. Daha ötesi yok…

RADİKAL KARAR

            Taraklı o kadar güzel bir coğrafya ki… Köknar ağaçları var, kalem gibi… Koyu yeşil. Cayır cayır yanıyor. İlçe yanıyor. O tarihte, Türkiye’de meydana gelmiş en büyük 2’nci orman yangını idi.

            Halk seyrediyor. Yangın 3’üncü güne girmiş, sönmüyor. Herkes çaresiz, endişeli, bakıyor. Yangın ilçe merkezine geldi gelecek. Kapıya dayandı. İnsanın ateş karşısında çaresizliğini orada gördüm.

            Kaymakamlık binasından Belediye’ye geçtim. Belediye Başkanı’na mikrofonu açmasını, halka hitap etmek istediğimi söyledim.

FARK YARATAN YAKLAŞIM

            ‘Ben Taraklı İlçesi Kaymakamı Tuncay Engin, Yarımada yanıyor, siz seyrediyorsunuz. Sizi korkaklar sizi. Ben çizmelerimi giydim, elime kazma- kürek aldım. Belediye Başkanı ile birlikte yangına müdahale etmeye gidiyoruz. Korkaklar burada kalsın, yangının, alevin, ateşin gücünden korkan korkaklar, korkuyla bu anı seyretsin. İlçesini seven, vatanını seven, kazma- küreklerle birlikte Belediye önüne gelsin’ diye haykırdım… Ama çok güçlü bağırıyorum, ilçe yankılandı.

            Yaptığım aslında bir riskti. Radikal bir adımdı. Ama kriz zamanlarında radikal bir yol bulacaksın. Kritik zamanlardaki davranışlar işin kaderini etkiler. Kritik zamanlarda, kritik kararlar almanız gerekir. O sizi farklı hale getirir.

            10 dakika sonra halk kazma- küreklerle Belediye binası önünde toplanmaya başlamıştı. 5 bin kişi kazma kürek yangına koştuk.

            O andan sonra benim hayat çizgimde değişti diyebilirim. Herkesin çok sevdiği bir kişilik olmuştum. Belediye Meclisi oy birliği ile bana Fahri Hemşerilik Beratı verdi.

GÜCE KARŞI, HAKSIZLIĞA KARŞI MÜCADELE ETMEK DOĞAMDA VAR

            İkinci atamam Siirt’in Aydınlar İlçesi’ne yönelikti. Orada kadınlara yönelik politikalar ürettik. Özellikle halı atölyeleri açtık.

            İmece ruhunu eksik görüyordum. Onu canlandırdık. Köylerde elektrik yok, su yok, telefon yok. Onları kazandırdık. Halktan şu sözü istiyordum; ‘her şeyin malzemesini bulup getireceğime söz veriyorum. Siz de bunların inşasında çalışacağınıza söz veriyor musunuz?’

            İmece ruhu ile tüm eserleri yaptık. Ama yerel politikacılar ile orada çok problem yaşadım. İktidar partisinin üyeleri ile sorunlar yaşadım. Güce karşı, haksızlığa karşı direnmek, mücadele etmek benim doğamda var.

VİCDANEN ÇOK MUTLU OLDUĞUM PROJELER YAPTIK

            Diyarbakır’ın Çınar İlçesi’ndeki Kaymakamlık görevimde vicdanen çok mutlu olduğum, büyük projeleri hayata geçirdik. 7 büyük çaplı okul yaptırdık. Kırsala 15’e yakın derslikleri az ama yine de eğitim yuvası sıcaklığı veren kurumlar yaptırdık. Bunlar da imece ruhu ile hayata geçirdik.          

            Hatırlarım, deyim yerindeyse Diyarbakır Valisi’nin kapısında yatardım. Okul da okul diye. Böyle böyle 20 köye okul yaptırdık.

            Demir, çimento, tuğlayı bulurdum. Köylüler ile kasabalılar ile, ilçe halkı ile inşaatta çalışırdık.

            Şimdi hatırlıyorum da, orada gerçekten çok yorulmuştum, yıpranmıştım. Ama vicdanen çok mutlu olduğum projeleri hayata geçirdim. Düşünün 20 okul yaptırıyorsunuz ve her sürecini yönetiyorsunuz. Çimento, tuğla, demir bulmak için kapı kapı dolaşıyorsunuz. Onları buluyorsunuz, sıra inşaatta çalışmaya geliyor. O bitiyor; öğretmen ataması yaptırmaya geliyor. Çok güzel yıllardı. Çınar İlçesi’nin yarım yüzyılda alamadığı hizmetleri, 2- 3 yılda yaptık. Vicdanen çok mutlu olduğum yıllardı.

Gördüm ki Türkiye çok ihmal

edilmiş, Doğusu da Batısı da

 

BAKA Genel Sekreteri Tuncay Engin, 21. yüzyılda Doğu’da da Batı’da da dağ köylerinde yol, su, yer yer elektrik olmamasını böyle tanımlıyor.

 

“Kamu yönetiminde 3’üncü görev yerim Aydın Koçaslanlı idi. 2000- 2004 tarihleri arasında görev yaptım.

            Pamuk açısından çok zengin bir üretim noktası idi. Antalya’nın toplam üretiminden daha büyük bir güce sahipti. Ama dağ köylerinde yol yok, su yok. Yer yer elektrik yok. 30 köyün durumu böyleydi.

            Gördüm ki Türkiye çok ihmal edilmiş. Doğusu da batısı da.. Çalıştık, çok çalıştık, çabaladık.

            Kaymakamlık öyle bir pozisyondur ki… Kaymakamların çok büyük bir dilimi Ankara görevi ister. Yükselmek için bürokrasiye yakın olmak temel şarttır. Bürokrasinin kalbi de orada atar. Sen Anadolu’nun bir ücra köşesinde ağzınla kuş tutsan, sesini bir yere kadar duyurursun.

            Ama ben alanda, sahada, insanla çalışmayı çok seviyordum. Ancak beni Ankara görevine çektiler. 5.5 yıl çalıştım.

            Ankara’da Stratejik Yönetim Daire Başkanlığı yaptım. Ve sonunda karşımıza Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı çıktı, buradayız. Hizmete devam ediyoruz.”

BAKA İLE YOLU NASIL KEŞİSTİ

Gönen doğumlu Tuncay Engin, BAKA ile yollarının nasıl kesiştiğini şöyle anlatıyor: “Hizmet hayatım boyunca bu sistemi uyguladım. Benim için biçilmiş kaftandı. 2005’ten beri sistemi takip ediyordum.”

            Isparta, Antalya ve Burdur’un arasındaki kalkınmışlık farklarını ortadan kaldırmayı, beraber ve dengeli büyümeyi hedefleyen Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı’nın (BAKA) Genel Sekreterliği’ne atanan Tuncay Engin, “Kaymakamlık ve İçişleri Bakanlığı Stratejik Yönetim Daire Başkanlığı görevim boyunca bu sistem üzerinde çalıştım. Sistem benim için biçilmiş kaftan niteliğinde” dedi.

            Engin, BAKA ile yollarının kesişmesini de şöyle anlatıyor:

            “Kamu görevim boyunca çoğunluğu Birleşmiş Milletler ortaklı onlarca sosyal projelerde çalıştım. Karar aldım. Özünde BAKA’nın hayata geçirmek istediği projelerin çok önemli bir dilimi için ömrümü verdim. Dolayısıyla BAKA benim için biçilmiş kaftan niteliğinde idi.

            2005 yılından bu yana da Kalkınma Ajanslarını takip ediyordum. Mevzuat aşamasını, kuruluş aşamasını inceliyordum. 2009 yılında Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreterliği’ne başvuruda bulundum. Ve kısmet oldu, çalışmaya başladım. Hayat felsefem insandır. Merkezim insandır. Dostluktur, sevgi, paylaşımdır.

İdam edilen Nef’î’den

ilham aldı, eser geliyor

 

Tuncay Engin’in yayına hazır 5 tane deneme, anı, eleştiri kitabı var. 1000 şiirin yer aldığı eserin ismi ise Nef’î’den ilham alındı: Siham-ı Muhabbet

 

            Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) Genel Sekreteri Tuncay Engin’in yayına hazır nitelikte 5 eseri var. Bunlar deneme, anı ve eleştiri eserleri.

            Engin’in öyle bir şiir öyküsü var ki; ‘modern zamanların aşık atışması’ ismi verilebilir.

            İşte o büyüleyici hikâye:

            “Maliye Bakanlığı’nın bir projesi vardı. Çok teknik bir toplantı idi. Kızılcahamam’da yapılıyor. İçişleri Bakanlığı’nı temsilen ben de o toplantıya katıldım.

            Konu teknik. Her açıdan teknik çalışma. Ve biz anlamıyoruz. Anlamadığımız gibi de sıkıldık.

            Ben toplantı anında kâğıda ‘Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana’ yazdım. Doğaçlama.. O an gelişen bir şey… Her halde aklımda o an o ölümsüz türkü vardı, bilmiyorum artık.

            Yanımda çok değerli dostum, can yoldaşım, üst düzey bir kamu yöneticisi oturuyor. İsmini söylemeyeceğim. Kâğıda baktı. Okudu.

İŞTE BÖYLE DOĞDU

            ‘Var mısın’ dedi, cümlenin bittiği son sözden yola çıkarak şiir yazmaya. Öyle başladık.

            Şiirin katı kuralları var. Hece Vezni ile yazılacak. Kafiye olacak. 14’lü Hece Vezni ile olacak.

            Öyle yola çıktık. Şu an 980 şiir oldu. Ben yazıyorum, benim yazdığım şiirin bitiş sözcüğü ile üst düzey kamu yöneticisi arkadaşım yazıyor. O’nun eserinin bitiş sözcüğü ile yeni bir şiiri ben yazıyorum…. Bu şekilde devam edip gidiyor.

            Bu aslında Ozan Atışması diyebiliriz. Ama tam da karşılamıyor. Modern zamanların aşık atışması diyelim.

            Bu şiirleri, günü, yeri ve vakti geldiği zaman yayınlayacağız.

İSMİNİ NEREDEN ALIYOR

            Şiir kitabının ismi şu an hazır: Siham-ı Muhabbet. Yani SEVGİ OKLARI

            Şiir kitabının isminin ilham kaynağı da benzersiz, inanılmaz.

            1572- 1635 yılları arasında yaşamış 17. Yüzyıl Divan Şairi Nef’î’nin o ölümsüz eseri: Sihama-ı Kaza. Yani KAZA OKLARI

            Nef’î yerginin (eleştiri) ölümsüz şairi. Hatta bu keskin kalemi hayatını sona erdirdi.

            Türk Edebiyatı’nın büyük Kaside Şairi Nef’î, Padişah 1. Ahmet, 2. Osman ve 4. Murat Dönemleri’nde tanındı. Nef'î yazdığı hicivlerle dönemin birçok isminin nefretini ve öfkesini üstüne çekti.

            4. Murat Nef’î çok büyük bir şair olduğu için çoğu kez kellesini vurdurma kararından vazgeçmiştir.

            Nef'î'nin ölüm sebebi o zamanın sadrazamına hiciv yüklü şiirler sunmuştur. Nef'î'nin özelliği övdüğü kişiyi göklere kadar çıkaran yerdiği kişiyi yerin dibine sokan bir kişidir. Dönemin padişahı 4.Murad Nef'î'yi çok beğenmiş şiirlerini çok sevmiştir.4.Murad'la bir çok dialogları aralarındaki samimiyeti gösterir.Fakat sadrazama yazdığı hicivleri sadrazam doğal olarak kaldıramaz ve öldürün bu kafiri der.Fakat 4.Murad bunun yapılmasına izin vermez.Ordu sefere çıkar ve çıktığı seferde Osmanlıya göre güçsüz devletle karşı çıkılan bir seferdir ve Osmanlı ne kayberder ne de kazanır.Bu olayın üzerine seferden dönen 4.Murad çok sinirlenir ve bu konu üzerine sadrazama 4.hicvini yazmıştır.Çok keskin zekaya sahip olan Nef'i bu şiirinde de bakıldığı zaman övdüğü düşünülen fakat aslında yergi yapılan bir şiirdir.Sadrazam yine öldürmek ister fakat 4.Murad'ın izin vermeyeceğini bilir.4.Murad sarayı bahçesinde yürürken nef'i sadrazama yazdığı 4.hicvi padişaha uzatır,padişah okur ve beğeğenir.Tam bu sırada padişahın yakınına yıldırım düşer bunun üzerine sadrazam Nef'î uğursuzdur onun yüzünden ölüm tehlikesi geçirdiniz demiştir ve zaten sinirli olan padişah 4.Murad Tiz kellesi vurula! emrini verir ve Nef'î öldürülür. 

Kaynak: Haber Kaynağı
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
  • Taşıt sayımız 1 yılda yaklaşık 8 bin arttı
  • Hesap hareketliliği 17-25’ten sonra da sürmüş
  • Yeni Otogar’ın yanına Outlet AVM
  • Davraz’da kar 1,5 metreye ulaştı
  • Miting, yürüyüş bölgeleri belirlendi
  • Bayrak’tan duruşmaya damga vuran sözler
  • Şehir Hastanesi’nde çalışmalar tam gaz devam ediyor
  • Ekmeğe zam yolda!
  • Dağ yolunun yapımına karşı olmamalıyız
  • Isparta Belediyesi, E-Devlet’te
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 kent 32 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Faks : 0507 740 32 28 | Haber Scripti: CM Bilişim